6 Temmuz 2010 Salı

İÇERİSİ VE DIŞARISI


Köprü üstü Aşıkları (Les Amants du Pont Neuf, 1991), temelde Paris’in ünlü Pont Neuf Köprüsü’nün restorasyonu için kullanıma kapatıldığı sırada köprüde yaşayan evsiz Alex ve Michele’in ilişkisini konu alır. Fakat filmin adının ikinci kısmını bir kenara bırakırsak film daha çok Paris’in önemli bir anıtına, hatta dönüşüm içindeki bir anıtına vurgu yapar. Alex ve Michele de değişim halindeki bu mekanda, kendi dönüşümleri içinde bulunan ve bunu en uç noktalarda yaşayan iki karakterdir. Gözlerindeki bir rahatsızlık yüzünden kör olmak üzere olan Michele bir ressamdır ve varlıklı bir aileden gelmesine rağmen evini terk edip sokaklarda yaşamaya başlamıştır. Alex ise bir türlü kendini bulamayıp kaybeden, başkaları için sürekli “arıza” çıkaran bir evsizdir. Toplumun en alt sınıfına mensup, bu “aykırı” iki kişi kendi içsel çatışmalarının yanında şehrin içinde kendilerine bir yer de bulamamaktadırlar.

Film, adından da anlayacağımız gibi Pont Neuf köprüsü üzerinde geçer ve köprüyü adeta bir iç mekan olarak kullanır. Bu sayede Paris’in en ikonik yerlerinden biri olan köprü dışarıdan bakılan bir sembol yerine içerisinden bakılan ve yaşanılan bir yer haline gelir. Film, zaten bu ”içeri-dışarı” meselesini farklı boyutlarda – kişisel, mekansal ve toplumsal sistem açısından – filmin başından itibaren ortaya koyar ve sonuyla da döngüsel bir şekilde bağlar. Açılışta, şehir merkezinin dışı olarak tabir edebileceğimiz otoyollardan bir araba vasıtasıyla şehrin içine geliriz. Alex ve Michele ile karşılaşmamızın motivasyonu olan bu araba, “şehir sistemine uyum gösteremeyen” bu iki karakterden Michele’e çarpacakken onu yolun kenarına savurur; yolun üzerinde yatan Alex’in de ayağının üzerinden geçer. Bir metafor olarak bakıldığında toplum adeta bu insanları şehrin dışına fırlatmak ya da çiğneyip yok etmek istemektedir. Ya da sistemin gördüğü farklı bir çözüm olarak toplum düzenine uymayan bu bireyler, teker teker toplanıp sığınma evine götürülmektedirler; fakat Alex’e öğüt veren adamın konuşmasında da anlayacağımız gibi hiçbiri temiz yatak ve yiyecek buldukları bu ortamdan aslında memnun değildirler; çünkü onların yaşam tarzları kendi seçtikleri yöndedir. Nitekim Alex de ‘kırık ayağıyla’ bu mekandan kaçar, köprüsüne geri döner ve Michele aşık olur. Sürekli bir arayış içinde, plansız programsız, ordan oraya koşturup duran bu “çılgın” ikili adeta kaplarına sığamamaktadır. Çaldıkları paralarla içerler, coşarlar, bir süre dilediklerince yaşarlar. Karakterlerin bu abartılı coşkuları, oyunculukları ve yaratılan teatral mizansenler filmde genel bir coşku hali yaratır ve filmin bu dışavurumcu tavrı, “kendi içine ve topluma sığmazlığı” en iyi şekilde vurgulamayı başarır. Örneğin, Fransız Devrimi’nin 200. yıl dönümü kutlamalarında şehrin ve iki karakterin artan coşkuları paralel bir şekilde verilir. Fakat önemli olarak, bu iki karakter o kutlamaların içinde yer almaktansa kendi coşkularını kendi aralarında yaşarlar. Bu ikili şehrin içinde ama şehre ait hiçbir şeye dahil olmamaktadırlar, adeta Pont Neuf gibi. Bu noktada film, sadece Pont Neuf köprüsünde geçmediği halde, Alex ve Michele’in şehrin sokaklarında hiçbir insanla iletişim kurduğunu göstermez; kaldı ki yaşadıkları coşkuyu paylaştıklarını hiç göstermez. Alex ve Michele’in bir gece, içeride dans eden insanların sadece ayaklarının görülebildiği bir barın önünde durdukları sahnede “diğer” insanların “suratsız kalabalıklar” olarak nitelendirilmesi ve mekansal olarak yine bir “içerideki-dışarıdaki” durumunun yaratılması bu konuya dair başarılı bir vurgudur.

Film, sonu itibarı ile kurduğu “içeriden dışarıya” döngüsünü tamamlar. Bir dizi olayın ardından Alex hapisten dışarı yeni çıkmış, Michele de gözleri iyileşince karanlıktan kurtulup bir nevi Alex gibi dış dünyaya kavuşmuştur. Bu ikili, tıpkı kendileri gibi dönüşümünü tamamlayıp, nihayet dış dünyaya açılmış Pont Neuf Köprüsü’nde yine arabaların arasından savrula savrula buluşurlar. Sarhoş olup eğlenirler; gecenin sonunda Michele’in gitmesini istemeyen Alex tam kendine göre bir davranışla Michele’i de kaparak nehre atlar. Atlantik’e doğru giden bir yük gemisi onları nehirden alır. Filmin başında içine girdiğimiz Paris’ten filmin sonunda, şehri terk eden ikiliyle birlikte şehrin “dışına” doğru yol alırız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder